Orduda ve halk arasında Mustafa Kemal adı tamamen yayılmıştır. O, her tarafta bozgunlar verdiğimiz, her taraftan çekildiğimiz korkunç harb yıllarında karanlık içinden yol gösteren bir yıldız gibi parıldıyordu. Bu şöhretini bile çekemeyenler,, o zamanlar çıkan resimli bir harb dergisinde, Mustafa Kemal’in basılmak üzere bulunan resmini çıkartmak emrini verdiler ve onun yerine, Alman generalinin resmini bastılar.Ne var ki, artık onun dehasına karakter kuvvetine, yiğitliğine inanmayan da kalmamıştı.O, nişanlarını ve madalyalarını, ordu ve halk saygısını politika yollarından değil , şerefli meslek ve ahlak başarılarıyla kazanıyordu.
Savaş içindeki sefaletler ve cephelerdeki bozgunlar halkı ve aklı erenleri, iktidardan soğutmuş olduğundan , gönüller harb politikasının ve başta olan hükümetin muhalifi de olduğunu bildikleri Mustafa Kemal’e dönmüştü. Resmi edebiyat, elinden geldiği kadar, onu unutturmağa ve gölgede bırakmağa uğraşıyordu. Fakat o ölüm günlerinde, bu büyük askere görev vermekten de kimse kaçınamıyordu. Oysa ki o vazife aldıkça başarıyor ve yeniden parıldıyordu.
***
Atatürk yüksek zekalı bir insan olduğu için şartlar olgunlaşmadıkça fikirlerini ortaya atmaz; zamanı gelmemiş ise ortaya atılmazdı. Yoksa, çoktan harcanıp gideceğine şüphe yoktu. Sabretmeyi, günü beklemeyi bilmiştir. Atatürk’ün ideali ne idi? Bu ikiye ayrılabilir. Memleketi ve milleti için idealleri tam manasıyla medeni bir Türkiye ve medeni bir Türk idi. Zaferleriyle ve inkılaplarıyla bunu sağlamıştır.
İnsanlık için ideali, harpsiz ve bütün milletlerin kardeşçe yaşayacakları bir dünyanın yaratılması idi. Yurtta barış cihanda barış; onun sözüdür. O, bu sözünde samimi isi. İlk dünya savaşından sonraki idareciler sivildirler. Fakat, mareşal üniforması giymişler ve ölünceye kadar da hazırlamışlardır. Atatürk ise asker ve mareşaldi. Zaferden sonra üniformasını çıkardı, sivil elbise giyindi.
Daima barış anlaşmaları ve barış tertipleri yaptı. Hatay gibi canını sıkan bir vatan meselesini bile barış yolu ile halletmek, Türk kanı döktürmemek için kendini yordu. Bu da, hastalığını ağırlaştıran bir sebep olmuştur.
Atatürk, esir milletlerin kurtuluşlarını her zaman desteklemişti. Bir sabah şafak söküyordu. Atatürk, şimdi doğacak güneşe bakın dedi. Ufukta günün ilk ışıkları belirmişti. Şimdi günün ağardığını nasıl görüyorsam; uzaktan, bütün şark milletlerinin uyanışlarını da öyle görüyorum, dedi. Atatürk, İstiklal Savaşını kazanarak, şark milletlerini uyardı.
|